Her seçim ülkede yeni bir heyecan diye düşünsek de bizler bu heyecanın farklı bir biçimini ne yazık ki seçim takvimi ilan edildiği gün yaşarız. Yıllardır her seçimde değişmeyen bu kural bu seçim öncesinde de gerçekleşti. Demokratik Alevi Örgütlerinin bir arkadaşımın ifade ettiği biçimiyle koçbaşlarının hepsi aday olunca ne yazık ki yine örgütler tarumar oldu.
Elbette seçme ve seçilme hakkı çok demokratik bir taleptir. Ancak bu tür projelerini gerçekleştirmek için örgütlere gelenler bu dönemlerde kendileri bir yere seçilemedikleri gibi çok ihtiyacımız olan kurumların örselenmesine, hatta umutların kırılmasına neden olmaktalar.
Aslında tercih çok somuttur, orta yerde durmaktadır, ya bu örgütlerin hem emekçisi hem yöneticisi olmak veya siyasi partilerde olup bizlerinde beklentisi olan demokratik talepleri gerçekleştirmek için siyaset yapmak. Her ikisi de ilk bakışta ayni gibi görünse de farklı birer hizmet biçimidir. Birinde inandığın şey sadece ” YOLA HİZMET” diğerinde belki hizmet noktası da vardır ancak kim ne derse desin kişinin kendine hizmet noktası “ YOLA HİZMETİN” önündedir.
İnsanlar kendilerini düşünmeyecek mi? Sorusu sorulabilir bu sorunun yanıtı; elbette geleceklerini de düşünsünler ancak kendilerini milletvekili olunca kurtulmuş varsaysalar da onun gibi düşünen, onun gibi inananlar özgür değilse o kişi özgür olabilirminin yanıtı verilirse bu cevapta gizlidir bütün sır.
Aslında seçim kararı açıklandığı süre içinde kendimi frenleyerek hiçbir biçimde karışmamıştım bu karmaşık döneme. Bu sürece dair yazı dahi yazmadım sadece bir tek serzenişte bulunmuştum “meydanları dolduranlar birileri milletvekili olsun diye mi alanları dolduruyor” diye. Bunun yanıtını ben elbette biliyordum, oraya gelenler de biliyordu ama bilmeyenler de vardı ve gidip her biri gizli saklı, birbirini kötüleyerek, özel ilişkiler kullanmaya çalışarak aday oldular ve ne yazık ki sonuç elde var sıfır.
Birde tersinden baksaydık farklı gelişseydi her şey.
Kendi adıma ve bundan önceki vakıf yönetimi de içine katarak görmediklerinizi sizlerle paylaşmak istiyorum; Çok başarılı biçimde organize edilen ve toplumun sahiplendiği mitinglerle başlayan süreç belleklerimizde dururken bu süreçten etkilenerek ve ihtiyaçtan kaynaklı olarak vakıf yönetimi olarak bütün Demokratik Alevi Örgütlerini ziyaret etmeye karar verdik. Geçmişe ait bizleri daraltan, küçülten ne varsa bunları geçmişte bırakıp inandığımız bu yolda yürümeye devam etmekten yana karar vermiştik ve öylede yaptık. Çünkü çok ihtiyacımız vardı birbirimize. Hepimizin eksiklikleri, yanlışları, farkına varmadan veya bilerek yaptığı hataları vardı ancak bunlara takılıp kalınca örgütlenmeler ileri taşınmıyordu, toplumun taleplerine yanıt verilemiyordu. Eğer haksızlığa uğrayan ben dahi olsam ( ki bu zaten çoğunlukla öyleydi ) bunları unutup birlikte bu yolda yürümekte kararlıydık. Başladık randevular alarak kardeş kurumları ziyarete. Yıllarımızı vermemize rağmen uzaklaştırıldığımız kurumlarla tekrar kucaklaşmak üzere çıkmıştık yola. Her randevu bizim açımızdan verilen kararın doğruluğunu gözler önüne seriyordu ancak ne yazık ki çoğumuzun vazgeçemediğimiz tek bir şey vardı oda “BEN”. Buna rağmen devam ettik bu ziyaretlere karşımıza selam vermeden tek bir soru çıkması da yormadı bizi devam dedik. İşte bu süreç başlamışken, hayallerim de hep birlikte yola devam etmek varken ne yazık ki Yüksek Seçim Kurulu bir darbe indirdi umutlarımıza, yeniden yıkıldık. Halbuki bu kaynaşma yola birlikte çıkma sürecinde artık bizim yönetimimiz için o örgütlerin başında kimin, hangi ismin olduğu değildi önemli olan önemli olan yola hizmet ve doğru yolda yürümekti. Alışacaktık birbirimize. Yaşam bizlere iş hayatımızla ilgili, sosyal yaşamımızla ilgili hiç düşünmediğimiz kişilerle bir araya gelmeyi dayatıyordu. Çok iyi biliyoruz ki işyerimiz için, atamamız için, çocuğumuzun işi için kimlerin kapısını çalmıyorduk ki kişisel beklentilerimize böyle yanıt verirken toplumsal beklentilere kişisel sürtüşmelerin dışında sadece ince bir ayrım var diye bir araya gelmemeyi nasıl anlatabilirdik bizden beklentisi olanlara. Sadece kişisel tartışmalarımız yüzünden, geçmişte ki yanlışlar yüzünden bugün “ o olursa bir araya gelemeyiz” deme lüksümüz hiç birimizin yoktu artık.
Birbirimize sığınmalıydık, saflarımız sıklaşmalı ve dayanmalıydık birbirimizin omzuna.
Seçim Kurulu girdi bu seferde aramıza bir gece yattık kalktık ki örgütler talan olmuştu kimler kimler milletvekili adayı olmamıştı ki. Bilinenlerin dışında kim bilir bilmediğimiz kimler vardı. Bu kimler eğer örgütlerimizde koçbaşı değilse yönetim kurulu üyelikleri sorumluluğu yerine getirmiyorsa sadece onlara yolunuz açık olsun denile bilirdi. Ancak ne yazık ki gidenler onlar değildi. İtiraz etme nedenlerime gelince onları o makama yakıştırmamamdan kaynaklanmıyor. Belki de mevcut milletvekili içinde çok daha iyi o makamları doldura bilirlerdi. Ama derdim en çok birbirimize ihtiyacımız olduğu bu dönem de sarsılan örgütler, bölünmeler birbirleri için ağza alınmayacak karalamalarla toplumun umutlarını yok eden çalkalanmaların önüne geçilemeyeceğiydi. Bu da aynen böyle oldu.
Muhtemel en toparlanmalar uzun zaman alacak gibi görünüyor. Bu zamanı ortadan kaldıralım örgütlerin toparlandığını varsayalım ellerinde dosyaları listeye girmek için uğraşan arkadaşlar şimdi farkında mı Anayasa Çalışmalarının hangi hızla yapıldığının, toplantılarda Alevilerin temsil edilemediğinin, ortak bir çalışmanın hazır olmadığının. Hani mitingler yaptığımız EŞİT YURTTAŞLIK HAKKI için şimdi somutlaştırmamız gerektiğinde neleri sunacağımızı biliyor muyuz? Eğer böylesi hazırlıklar mevcut ise toplumla paylaşımın gerektiğinin farkındalar mı? Hazırladığımız Anayasa varsa onu örgütler değil toplumun sahiplenmesinin gerektiğine inanılıyor mu? Mitinglere katkı koyan yaşamın zorluklarını bizlerle paylaşmak üzere aramıza katılan destek için meydanlara gelen Alevi olmayan kesimlerin “Bunlar milletvekilliği için yollara düşmüşler “ dediğinin farkındalar mı? Bunlara da yanıt vermeyelim isterseniz bu tartışmaları da her zaman yaptığımız gibi özümüzü dara çekmeden erteleyelim ama çok geç kalıyoruz bizler kavga ederken bizim geleceğimiz yazılıyor adına Yeni Anayasa diyerek birkaç kişinin kaleminden dökülen satırlarla onu görelim hiç olmazsa. 20.05.2011
Emel Sungur