<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?><rss version="2.0"><channel><title>Trkafem.Com - Yazılar için özet akışı..</title><link>http://www.zerbanatesi.com</link><description>abone konusu eklenir</description><webMaster>admin@zerbanatesi.com</webMaster><copyright>Zerban Atesi - Dostlugun ve Kardesligin Yeni Adresi (www.zerbanatesi.com)</copyright><language>tr-TR</language><item><title>En Uzaktaki En Yakındır Bazen</title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=17&baslik=en_uzaktaki_en_yakindir_bazen</link><description>Bazen Elinin Değemediğine Yüreğin Değer...Yüreğin Dokunur...Yüreğinin Dokunduğu Teselli Eder Seni...Yaralarını Sarar...Nefesin Bogazında Düğümlendiğinde Nefes Aldırır Sana...Tekrar Hayata Tutunmak İstediğinde Sıkıca Tutar Elinden...Hayatın Bütün Virajlarından Canın Acımadan Döndürür Seni...O çok Sızlayan Yaraların Bile çabuk İyileşir O Zaman.Taşlı Sulardan Ayakların Kanamadan Geçip Gidersin...Düştüğün Kuyulara Bile Ya Bilerek Düşersin...Ya Da Kenarından Geçip Gidersin.Hayat ve İçindeki Her Şey Bir Yolculukta Camdan Seyrettiğin Görüntülere Döner...Resmin Dışından Bakarsın Hayata.Uzaktakinin Gerçek Yakınlığı Teselli Eder Seni...Seni Asıl Bilenin ve En çok Sevenin Tesellisidir Bu Aslında,O Seni Bilir...Ne İle Mutlu Olacağını...Neyi Seveceğini....Neye İhtiyacın Oldugunu Bilir....Yaralarına Hangi Merhemin İyi Geleceğini De Yine En İyi O Bilir.Yaraları Açan Da...Kanayan Yaralarına Merhemi Süren De O Dur.Eğer Duyabilirsen İçindeki O'na Ait Sesi....Sesini Duyurmuş Bir Garibin, Yorgun Ama Mutlu...</description><author>eylemguzeli</author><category>Okunma: 2</category><pubDate>04.Eyl.2010 11:30:07</pubDate></item><item><title>Hayatı Şarj Etmeyi Biliyor musunuz?</title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=16&baslik=hayati_sarj_etmeyi_biliyor_musunuz?</link><description>Zaman öyle hızlı akıp gitmekte, yıllar öyle çabuk geçmekte ki payımıza düşen yaşam dilimini olabildiğince dolu dolu yaşamaya çalışmak zorundayız. Acısıyla ve tatlısıyla.... Hiçbir şeyi ertelemeden, yarına bırakmadan ...çoğumuz öyle hayatlar tüketiyoruz ki, günlük akışın altında ezilmiş, kendimizi ona teslim etmiş durumdayız. Adeta biz zamanı değil, zaman bizi yönetiyor. Şunu kabul etmeliyiz. Yaşamın her günü güllük gülistanlık geçmeyecek. Başımıza iyi şeyler de gelecek, kötü olarak algıladığımız şeyler de... Geçmişe dönüp hayıflanmak, pişmanlık duymak ya da tamamıyla geleceğe endekslenip planlar arasında boğulmak elimizden bugünün gücünü alıp gider. Bizim en büyük sorunumuz, anlardaki mutluluğu ıskalamak. Hayat öyle güzel ki, anın güzelliğini, günün getirdiklerini hissetmeyi bilen bir insanın mutsuz olacağına inanmıyorum. İnsanın başına neler gelir hayatta!... Ne sıkıntılar çeker; ne acılara, kederlere katlanır; kazalara, ölümlere, yoksulluğun getirdiği sıkıntılara boyun eğer.... İhane...</description><author>eylemguzeli</author><category>Okunma: 1</category><pubDate>04.Eyl.2010 11:23:25</pubDate></item><item><title>Öyle İçimdesin Ki</title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=15&baslik=oyle_icimdesin_ki</link><description>öyle İçimdesin Kiöyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var.Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı. Kelimeler cılız.Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En der...</description><author>eylemguzeli</author><category>Okunma: 1</category><pubDate>04.Eyl.2010 11:17:57</pubDate></item><item><title>Seninle Olmanın En Güzel Yanı</title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=14&baslik=seninle_olmanin_en_guzel_yani</link><description>Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinl...</description><author>eylemguzeli</author><category>Okunma: 2</category><pubDate>04.Eyl.2010 11:00:14</pubDate></item><item><title>Şeyleşen insanlık</title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=13&baslik=seylesen_insanlik</link><description>Şizofrenik, parçalanmış yaşamlar. Parçalandıkça hiçleşen, amaçsızlığa sürüklenen ve çokça da çıkışsızlıkla uçurumun dibinde son bulan… Yaşama dair hiçbir beklentisi, umudu olmayan, takvim yapraklarının renksizliğinde yaşayan insanlar. Geleceksizliğe kurulu saatlerin belirsiz bir ana doğru ilerleyişi. Giderek artan bir “hiçbir şey yolunda gitmiyor” düşüncesi. Zamanın acımasızca akıp gidişi, yaşamın çalınışı bir çırpıda.Acılar ve kayıplarla dolu bir yaşam. Bıkkın ve yorgun birbekleyişle, geçen zamanı tutma ve unutma çabası.Kalabalık içinde yalnızlık, ev ile iş arasına sıkışmış yaşamlar.Ayakların tüm bu karmaşadan kaçmak için çaresizce çırpınışı, yine dekentin karanlığı içinde kayboluşu insanların.Birbirinden habersiz yaşayan insanlar. Birbirine değmeyen gözler,eller, kalpler. Hiç kimseler giremesin diye kapılardan önce kalpleresonsuzca vurulan kilitler.Aşkta bile birleşmeyen, birbirine teğet geçemeyenlerin derin hüznü.Bir artı birin bu yüzden her zaman iki olduğu, x ve y’ninse hiçbirzama...</description><author>HizbulAli</author><category>Okunma: 2</category><pubDate>04.Eyl.2010 10:39:19</pubDate></item><item><title>Müjdat Gezen'in İnsana Bakış Açısı</title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=12&baslik=mujdat_gezen_in_insana_bakis_acisi</link><description> İlkelerin olacak, seni satın alamayacaklar... Aptalların uydurduğu Atasözlerine inanmayacaksın Paranın satın alamayacağı şey yoktur Herkesin fiyatı vardır gibi sözlere kanmayacaksın. Onurunla, kimliğinle ve beyninle akıllı yaşayacaksın. üreteceksin, seveceksin, sevileceksin. İnançlarının arkasında duracaksın. Sevgilerin karşılıksız, yardımların gizli olacak... Seni attan ottan ayıran özelliğin farkına varacaksın! çünkü sen insansın. Ve bunu yakaladığın gün bembeyaz yaşayacaksın. (Müjdat Gezen)29 Ekim 1943 yılında İstanbul Fatih’te doğdu. Sahneye ilk kez 1953 yılında bir ilkokul piyesinde çıktı. Ve aynı yıl Doğan Kardeş çocuk dergisinde şiirleri yayımlandı. Yine bu yıllarda İstanbul Radyosu çocuk Kulübü’nde mikrofonla tanıştı. Vefa lisesinde okudu. 1956-57 yıllarında çeşitli amatör tiyatro topluluklarında rol aldı. 1960 yılında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda profesyonel oldu. 1961 yılında İstanbul Belediyesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’ne girdi. 1962 yılında ilk filmini çe...</description><author>HizbulAli</author><category>Okunma: 2</category><pubDate>04.Eyl.2010 10:37:30</pubDate></item><item><title>Yabancı dille eğitim nedir, ne değildir? </title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=11&baslik=yabanci_dille_egitim_nedir_ne_degildir?_</link><description>Yabancı dilin tanımı, yabancı dil öğrenmenin faydalarıYabancı dil nedir? İnsanların doğduğu ülkede konuşulmayan, ancak başka bir milletle iletişim kurmak için öğrenilmesi gereken dile yabancı dil diyoruz. İki yabancı topluluk birbiriyle anlaşabilmek için ya ortak bir dil bilmeli, ya da birbirinin dilinden anlamalıdır. Olaya yalnızca iki toplumun birbirinin söylediğini anlaması olarak bakmak yeterli değildir; yabancı dil öğrenildiğinde o toplumun kültür birikimi, tarihsel gelişimi ve değer yargıları da öğrenilmeye, böylece ilişkiler sağlamlaşmaya başlar. Ne yazık ki, bütün toplulukların konuşacağı ortak bir dil projesi (Esperanto gibi) çok fazla rağbet görmemiştir. Geriye kalan ikinci seçenekte ise, genellikle daha gelişmiş olan ülkenin dili öğrenilip konuşulur.Yabancı dille eğitimin tanımıYabancı dille eğitim nedir peki? Bu yöntem, ülkemizde yaygın kullanım alanı bulmuştur. Bir dersin veya bütün derslerin belli bir yabancı dille verilmesi, öğrencilerin sorularını bu yabancı dille sorma...</description><author>HizbulAli</author><category>Okunma: 3</category><pubDate>04.Eyl.2010 10:35:35</pubDate></item><item><title>Nazım Hikmet’in “Kürt Sorunu” Hakkındaki Düşüncelerini Belirttiği Bir Mektup </title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=10&baslik=nazim_hikmet_in_kurt_sorunu_hakkindaki_dusuncelerini_belirttigi_bir_mektup_</link><description>“Kökleri yüzyılların derinliklerine dalan, tarihiyle, kültürüyle, Kürt milletinin önemli bir çoğunluğu Anadolu’nun bir parçasında yaşar. Anadolu’nun öbür parçalarında yaşayan Türk milletini Kürt milleti kardeşi sayar.Her iki millet, bütün imparatorluklar gibi, halkların zindanı olan Osmanlı İmparatorluğu’nda, Türk ve Kürt derebeylerinin, Osmanlı İmparatorluk idaresinin ağır zincirlerine vurulmuşlardır.Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra ise her iki millet emperyalizme karşı tek bir cephe kurup çarpışmışlardır. Anadolu milli kurtuluş hareketi yalnız Türkler için değil, Kürtler için de tarihlerinin en şerefli sayfalarından biridir.O dövüş yıllarının sonradan Türk idarecilerince yasak edilen en unutulmaz türkülerinden biri, “vurun Kürt uşağı namus günüdür” diye başlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, Türk idarecileri ve egemen çevreleri, Kürt hareketine tamamıyla vaat ettikleri millet ve insan haklarını tanımadı.Hatta işi Kürt milletinin millet olarak varlığını bile inkâra...</description><author>HizbulAli</author><category>Okunma: 1</category><pubDate>04.Eyl.2010 10:23:46</pubDate></item><item><title>Mezopotamya'nın İmkansız Aşk Hikayesi</title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=9&baslik=mezopotamya_nin_imkansiz_ask_hikayesi</link><description> Cizre hükümdarlarından Mir Abdullah'ın oğlu Mir Zeynuddin zamanında (854 Hicri, 1451/1451 Miladi) yıllarında olay meydana gelmiştir.Kürt şairi, bilgini olan Ehmedvveeecirc; Xanî tarafından yazılmış ve 1695 yıllında tamamlanmıştır. Bu bu eserin hangi tarıhte yazılmış olduğu hakkında hiçbir belge yoktur. 1690 yılında yazmaya başladığı söylenmektedir.Xanî'nin, hangi tarihte doğup hangi tarihte vefat ettiği hakkında da kesin bilgiler mevcut değil. Buna rağmen Xanî'nin (1651/52) yılında Hakkârî bölgesinde bulunan Xân köyünde dünyaya geldiği ve ismini buradan aldığı yargısı güçlüdür. Ehmedvveeecirc; Xanî, Kürt edebiyatına can verenlerin başında gelmektedir. Ve Kürt halkına birçok eser armağan etmiştir. Bu eserlenden biri (şaheseri) olan Mem vveeucirc; Zîn'dir.Ahmedvveeecirc; Xanî, bu olaydan yaklaşık olarak 240 yıl sonra Cizre'ye gelmiş ve eserini yazmıştır. Bu ölümsüz eser hakkında günümüze kadar onlanca inceleme kitabı ve yüzlerce makale yayınlanmış, konferanslar düzenlenmiş, tartışmalar ...</description><author>Zerban</author><category>Okunma: 2</category><pubDate>04.Eyl.2010 00:38:46</pubDate></item><item><title>mavinin hırçın sevdası</title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=8&baslik=mavinin_hircin_sevdasi</link><description>Sana sevgimi anlattıkça sen uzak durdun benden. Ben “Aşk” dedikçe, sen “Dur” dedin. Oysa ben gerçekten seviyordum seni. Bu yüzden içimdeki aşk fırtınasını durdurmam mümkün değildi. Söylemeden duramazdım ki sevgi sözcüklerini... Ama sen anlamadın... Hayata dair ne varsa paylaşmak istedim seninle. Güleceksek birlikte, ağlayacaksak birlikte olmalıydı. önümüze aşkımızın ışığını alıp bizim için aydınlattığı yolda hiçbir engele takılmadan inatla, cesurca, korkusuzca yürümeliydik. Ancak böyle yaşanırdı bir aşk çünkü. Ama sen yaşamadın... Herkesin ayrı bir dünyası vardı biliyordum. Ama aşk ayrı dünyaları bir potada toplayıp yeni bir dünya yaratmak değil miydi? Yaratılan o dünyada kimsenin benliğini kaybetmeden ortak tutkuları duyguları yaşaması değil miydi aşk? Her türlü çatışmaya rağmen bir küçücük gülümseyiş bir sıcacık bakışla unutmak değil miydi bütün kızgınlıkları? Ama sen unutmadın... Ben seni kaybetme duygusunu taşırdım içimde. İncineceksin diye dokunmaya korkardım. Yokluğunu düşünmenin...</description><author>Zerban</author><category>Okunma: 2</category><pubDate>04.Eyl.2010 00:37:20</pubDate></item><item><title>Karanlığın Gölgesindedir Kadın!</title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=7&baslik=karanligin_golgesindedir_kadin_</link><description>İnsanlığın hala kör karanlık kuyularda olduğu, gün ışığına çıkmadığı zamanlardayız.Hergün biraz daha geriye dönüyoruz, biraz daha batıyoruz karanlığa. Gün geçmiyor ki insanlık onurunun ayaklar altına alındığı bir trajedi yüreğimizi burkmesin, gün geçmiyor ki kadın insanlık dışı muamelelerle karşımıza çıkmasın...Ne yazık ki hayat, kadının yaşadığı anti-insanı olayları bize sergilemede oldukça cömert davranıyor. çeşitli trajedilerle bize bunu sahneliyor.Sahne ve kahramanlar farkli olsa da ortak payda hep aynıdır: Kadın!Kadındır, hayatın ağır şartlarında karşimiza çıkan, kadındır mülteci kamplarında, töre cinayetlerinde, savaş alanlarında, kadındır vurulan gençlerin tabutları başında ağıtlar yakan ve kadındır hala namusa kurban giden, kadındır hep!Peki nedir kadına bunları yaşattıran? Nedir bizleri bu kadar inkarcı, bu kadar acımasız, bu kadar zülümkar eden nedir?Nedir kadını din adına cezalandıran, onu korkunun deltasına teslim eden, umutlarına zincir vuran, gülüşlerini sevdalarını ölüml...</description><author>Zerban</author><category>Okunma: 3</category><pubDate>04.Eyl.2010 00:36:03</pubDate></item><item><title>Çay Keşfedilmeseydi Ne Olurdu? </title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=6&baslik=cay_kesfedilmeseydi_ne_olurdu?_</link><description>çay, M.ö. 2737 yılında çin İmparatoru Shen Nung tarafından tesadüfen keşfedilmiştir. Shen Nung, bir gün bahçede ağzı açık bir kapta su kaynatırken, çalılıklardan bir kaç yaprak, kaynayan suyun içine düşer. Nung, yaprakları suyun içinden çıkaramadan yapraklar suda kaynamaya başlar, etrafa hoş bir koku yayar. İmparator, merak edip suyun tadına bakınca çay keşfedilir.çay, Avrupa’ya 17. yüzyılın başlarında gelir. Portekizliler, çin’in kıyı kesimi olan Macao’dan gemiyle, Hollandalılar da Endonezya yolu ile Avrupa’ya çayı getirmiştir. Türklerin çayla Orta Asya’da tanıştıkları, Türkler arasında çayı ilk olarak Hoca Ahmet Yesevi’nin içtiği sanılıyor. Türkler, batıya doğru göçleri ve ticari ilişkileri esnasında çayı da getirmişler ve kullanmışlardır. Cumhuriyet döneminde Doğu Karadeniz Bölgesi’nde çay tarımı başarılı olunca Türkiye’de çay, içecek olarak yaygınlaşmıştır. Günümüzde çay, en çok tüketilen alkolsüz içecektir. Ya çay Olmasaydı?vveebull; çay keşfedilmeseydi, çaydanlık, çay fincanı, ça...</description><author>Zerban</author><category>Okunma: 2</category><pubDate>04.Eyl.2010 00:35:08</pubDate></item><item><title>İNSANIN İNSANI AVLAYIP YEMEYE BAŞLADIĞI BİR YAŞAM BİÇİMİNE DOĞRU</title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=5&baslik=insanin_insani_avlayip_yemeye_basladigi_bir_yasam_bicimine_dogru</link><description>Merak etmeyin. Uzun bilimsel cümlelerle Dünya’da yaşam kaynaklarının nasıl hızla tükendiğini anlatacak değilim size. Zaten öyle bir yazıyı da okumazsınız. “Beğendi” işareti yapar geçersiniz. Zaten kırık olan kalbim tekrar kırılmasın diye. Ayrıca paralı kanalların on yıldan beri tekrar tekrar verdiği belgeselleri izleye izleye bu konuda benden daha bilgili olduğunuza da eminim. Ancak dikkatinizi çekerim küresel sermayenin yamyam medyasının para verip satın almadığı ya da ortak olduğu kıyımı bilmeyesiniz diye yayınlamadığı, henüz satın alınmamış bilim insanlarının ve belki birkaç canlıyı kurtarırız diye uğraşan çevre gönüllülerinin çalışmalarını izleyip, okuma şansınız olsaydı o zaman yazının başlığındaki ciddiyeti çok daha iyi anlardınız.Buzulların erimesi, su kaynaklarının, toprağın vb. yok olmasıyla ilgili verilen “son bilgileri” veren belgesel sunucuları çoktan emekli oldu…Bulurlarsa bir iki balık avlayabilecekleri, serince bir dinlenme yeri aramakla meşguller. Buzullarsa kimyasal ma...</description><author>Zerban</author><category>Okunma: 2</category><pubDate>04.Eyl.2010 00:33:21</pubDate></item><item><title>2010 model solcu gençlik ve 15.45 Kadıköy vapuru </title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=4&baslik=2010_model_solcu_genclik_ve_15.45_kadikoy_vapuru_</link><description>BEŞİKTAŞ İskelesi’nde 15.45 vapurunu bekleyen kalabalık içinde 3 kişiyiz.Birimiz “eski tüfek” tabir edilen solcu, birimiz 78 Kuşağı’ndan, bir de ben. Amaçlarımız farklı, hedefimiz ortak. Eski tüfek, eski günleri yâd etmek için yıllar sonra solcuların düzenlediği bir miting havası solumak istiyor. 78’li arkadaş “Hayır”cı bir ruhla dayanışmak ve biraz da eşi dostu görmek için hazır. Ben de medyada kendisine yer bulması neredeyse imkânsız olan “Hayır”cı bir grubun mitingini izlemek niyetindeyim. 15.45 vapuru halatı çözüp Boğaz’ın pırıltılı sularına açılırken, cebimde dört ana organizatör TKP, öDP, EMEP ve Halkevleri’nin imzasını taşıyan, İstiklal Caddesi’nde geçen hafta içi elime tutuşturulmuş manifesto var: “Eşit, özgür bir ülke için 12 Eylül Anayasası’na da AKP Anayasası’na da Hayır Mitingi. 29 Ağustos 2010 Pazar. Kadıköy İskele Meydanı. Saat 17.00...” vveeiexcl; vveeiexcl; vveeiexcl; Vapurda yer bulma deneyimim miting deneyimimden fazladır. 3 kişilik ekibimizin sıcak havadan 15-20 daki...</description><author>HizbulAli</author><category>Okunma: 1</category><pubDate>03.Eyl.2010 22:07:20</pubDate></item><item><title>Baba İle Oğul - Can Dündar</title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=3&baslik=baba_ile_ogul_can_dundar</link><description>Yoksuldu baba...çok zor kosullarda, zar zor büyüttü oglunu... emedi ona yedirdi, giymedi onu giydirdi.En büyük ideali yavrusunun kendi ayaklari üzerinde durabildigi günleri görüp Avrupa'ya yerlesmekti.Orada iyi para kazanacak, bundan böyle adam gibi yasayacakti.***Zamanla oglan büyüyüp serpildi, bagimsizligini ilan etti.Ancak bir arkadasiyla ayri evde oturdugu halde, kendi harçligini çikaramiyor, hala babasinin eline bakiyordu. üstelik ev arkadasiyla da kavgaliydi. Baba yine de her eziyete katlaniyor, disinden tirnagindan artirdigini ogluna aktariyordu. Ne de olsa o, kendi kanindan, kendi soyundandi.Bir yaz günü, oglanin evinde büyük bir kavga koptu.Evladinin dövüldügünü duyan baba sopayi kapip evi basti; öfkeyle oglunun ev arkadasinin kafasini yardi. Tabii bütün mahalle ayaga kalkti.Herkes babayı suçladi.Adi belaliya çikmisti.***Yillar geçti... Baba bir daha dayak yemesin diye, oglunun yanindan hiç ayrilmadi; ona as, para, silah verdi, yanina adam koydu.Artik yavrusunun güvencede oldu...</description><author>Zerban</author><category>Okunma: 3</category><pubDate>03.Eyl.2010 13:17:42</pubDate></item><item><title>Gelmiş Bahar, Geçmiş Yazlar </title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=2&baslik=gelmis_bahar_gecmis_yazlar_</link><description>Dışarıda lapa lapa kar yağıyor. Ağır bir göçmen suskunluğu ise içimden çıkıp duvarlara çarpıp tekrar bana dönüyor. Aslında kendimize döndüğümüz anlar, insan içinin en vicdanlı anıdır ve vicdan kanayan yaradan başka bir şey değildir. Kötülüğün bu kadar kolektif, iyiliğin bu kadar bencil olduğu şu dünyada, elimizde kalan tek şey… Kaybettiklerimizden kuruyoruz dünyamızı. Kaybedilenlerin bir daha geri gelmeyeceğini bile bile küçültüyoruz yaşamlarımızı. Hayat, sevda, umut ise çok ucuz yazılıyor artık. Birkaç kelimeye sığıyor yaşanmışlıklar. önce kendimizden uzaklaşıyoruz, sonra uzaklaştığımız her şeyin kendisi oluyoruz. Zamana asılı kalan anların ve henüz doğmamış seslerin gönüllü katilleri olduğumuzu bile bile, inkâr ediyoruz ki inkâr etmeyi öğrendiğimizden bu yana yalan bir yanımız…Dışarıda lapa lapa kar yagıyor. İsimsiz çelişkilerim muhalif itirazlar yazıyor duygu defterime. Biraz asiyim, biraz hırçın, biraz da öfkeli. Aykırı özlemler sarıyor bedenimi, üşüyor sabahın ilk ışıkları ve gözy...</description><author>Zerban</author><category>Okunma: 3</category><pubDate>03.Eyl.2010 12:52:56</pubDate></item><item><title>BİR RESSAM. BİR KİTAP REMZİ: HAYAT RENK IŞIK</title><link>http://www.zerbanatesi.com/yazilar.asp?yazi=goster&amp_yazine=1&baslik=bir_ressam._bir_kitap_remzi_hayat_renk_isik</link><description>“BİR RESSAM. BİR KİTAP REMZİ: HAYAT RENK IŞIK “ başlığı taşıyan yazım Güney dergisinin toplatılan 53. Sayısında yer almıştır. Güney kültür, sanat, edebiyat dergisinin 53. sayısı hakkında;Mersin 2. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından, Ali Dağdeviren’in “Zindan (Kürt) çocukları’nın çocuk Hakları!” başlıklı yazısı gerekçe gösterilerek “tamamının toplatılıp, el konulmasına ve dağıtımının yasaklanmasına” karar verilmiş. Bu kararı kınıyor ve Güney dergisi ile dayanışma içinde olduğumu beyan ediyorum.Adil Okay BİR RESSAM. BİR KİTAPREMZİ: HAYAT RENK IŞIKM. Şehmus Güzel, kitabında,“Remzi, duygu ve anı biriktiricisidir. Onun resmi özeldir. Renkleri daha çok özeldir. Başka ressamlarda bulunmaz. O hüzünlü bir yalnızlığın, bir başına bırakılmışlığın çocuğu, genci, ressamı(dır).” diyor. Plastik sanatlar içerisinde değerlendirilen resim sanatı bana göre heykel veya mimariden çok şiir, fotoğraf ve yedinci sanat dalı dediğimiz sinemaya yakındır, aralarında organik bir ilişki vardır. Jean Luc Godard’ın ‘Müzi...</description><author>Zerban</author><category>Okunma: 3</category><pubDate>03.Eyl.2010 12:38:29</pubDate></item></channel></rss>